HÜRRİYET

18 Nisan 2014 Cuma

İnsan Beyni ve Unutmak


İnsan Beyni ve Unutmak


İnsan beyni üzerine pek çok araştırma ve buluş her an yenileniyor. TÜBİTAK, ’İnsan Beyni Konulu Yeni Çağrı’ Açtı. Önde gelen Bilim dergisi New Scientist; İnsan beyni “Allah’ın varlığına inanmak için programlanmış” diye bir başlık atıyor.


TÜBİTAK, ’İnsan Beyni Konulu Yeni Çağrı’ Açtı



Ülkemizde sinirbilim çalışmaları, hayvan modellemeleri, beyin-makine arayüzü geliştirilmesi, hesapsal modellemesi ve simülasyonu (benzetim); beynin fonksiyonlarını izleyen, taklit eden ve ileride beynin veya bir organın protetik ve ortetik yardımcı birimini üretmeye imkan verecek çalışmalar için gerekli olan bilimsel ve teknolojik potansiyelin harekete geçirilmesine gereksinim duyulmakta. Bu araştırmaların sonuçlarının uygulamaya geçmesiyle, insan beyninin yetenek ve fonksiyonlarının daha iyi anlaşılması, bu sayede hastalıkların erken tanı ve tedavisinin sağlanması ve yeni teknolojik sistemlerin geliştirilmesine imkan verilmesi ile insanın yaşam kalitesinin artırılması hedefleniyor. Bu bağlamda söz konusu çağrı ile insan beyninin çalışmasını, hastalıklarının tanı ve tedavisini, ülkemizdeki disiplinler arası bilim kültürünü tam olarak kurmayı ve geliştirmeyi hedefleyen, yenilikçilik ve uygulanabilirlik seviyesi üst düzeyde olan, uzun soluklu, çığır açacak, disiplinler arası araştırmalar destekleniyor.
İnsan beyni “Allah’ın varlığına inanmak için programlanmış”

İnsan beyni üzerine yapılan bir araştırma da dikkat çekici. Bilim dergisi New Scientist’ta yayınlandı.

Dünyanın en saygın üniversitelerinden Yale Üniversitesi tarafından yapılan ve dünyanın en saygın bilim dergisi New Scientist’ta yayınlanan bir araştırmaya göre insan beyni “tanrı’ya inanmak için programlanmış”…

Bebekler ve çocuklar arasında yapılan araştırmaya göre, insan beyninin doğasında tanrıya ya da bir yaratıcıya inanmak var. Beyin “neden ve sonuçla” çalışıyor.

Beyin, “beyin ile ruhun” birbirinden ayrı olduğunu düşünmek için programlı.. Bu da “hayali arkadaşlar” edinmeye veya “tanrıya ve dinlere inanmamıza” neden oluyor…

Araştırmaya göre, hiçbir din eğitimi almamış 6-7 yaşında çocuklar bile dünyadaki herşeyin bir nedeni olduğuna inanıyor. Taşların, nehirlerin veya kuşların yaratılmasının bir nedeni olduğunu düşünüyor.

Darwinci uzmanlara göre bunun nedeni de yine “doğal seleksiyonda” saklı. İnsanlar tarih boyunca belirli bir tanrı inancına sahip oldu. Bu inanca sahip olan atalarımız da, kendi inançlarına inanan insanlarla bir araya gelerek grup kuruyordu. Böylece avlanmak, beslenmek ve korunmak daha kolay oluyordu.

Yani inanmak hayatta kalma olasılığını artırıyordu. Böylece “inanmaya ihtiyaç duymak veya inanmak” genlerimize işlemiş ya da içgüdüsel olabiliyor.

İnsan Beyni yalnızca bilgileri depolamakla görevli değil aynı zamanda unutmaktan da sorumlu olduğundan düzgün mental fonksiyona sahip olabilmek için unutmak gerekli bir süreç; bu sayede depolanan gereksiz bilgi silinir ve sinir sistemi plastisitesini korur. Bu sürecin engellenmesi ise ciddi ruhsal bozukluklara sebep olabilir.

İnsan beyni yalnızca gerekli bilginin kalıcı olarak saklanmasını sağlayan bir sisteme sahip; geri kalan zamanla unutulur. Beynin bu sistemik niteliği bilinse de şimdiye dek bu sürecin işleyişi hakkında yeterli bilgi bulunmamaktaydı. Ancak ‘musashi’ proteininin, bir nöronun diğer nörona bilgi gönderdiği boşluklar olan sinaptik bağlantı noktalarının yapısı ve fonksiyonunu kontrol ederek hafıza kaybını aktif olarak düzenlediği ortaya çıkarıldı.

Araştırmacılar koku şartlanmasını kullanarak, musashi proteinine sahip olan ve olmayan yuvarlak solucanların (C. elegans) öğrenme yeteneklerini inceledi. İki solucan da aynı derecede öğrenme becerisine sahipken genetik olarak modifiye edilmiş musashi proteinine sahip olmayan solucanların bilgiyi çok daha iyi hatırladığı; unutmak konusunda çok daha kötü olduğu keşfedildi.

Musashi proteini, öğrenme ve hatırlama için gerekli olan sinaptik bağlantıları sabitleyen moleküllerin sentezini durduruyor. Musashi proteininin karşısında ise sinapsların gelişiminden sorumlu olan addusin proteini bulunuyor: musashi proteini sinaptik stabilizasyonu inhibe ederek hafızada kayıplara yol açarken addusin proteini sinaptik gelişimi destekleyerek hafızanın kalıcılığını sağlıyor.



Unutmanın pasif bir olgu yerine aktif bir süreç olduğu ortaya konuldu. Musashi ve addusin proteinlerinin karşılıklı aktiviteleri bellekte dengeyi sağlarken bu sürecin aksaması da ciddi mental problemlere yol açabiliyor. Ayrıca bu proteinin keşfi Alzheimer hastalığı gibi hafıza kaybı anomalilerinin görüldüğü durumlar için geliştirilebilecek ilaç tedavileri için de umut arz ediyor.
İnsan beyninin şifresi ve grafen

İnsan beyninin şifresinin çözüleceği ve geleceğin malzemesi olarak adlandırılan ‘grafen’in yeni kullanım alanlarının araştırılacağı iki proje, bilimde yeni bir çağ açacak. Avrupa ve dünyadan birçok ülkenin yer aldığı çalışmalarda, Türkiye adına TÜBİTAK’ın destekleyeceği Türk araştırmacılar da görev alacak.



Avrupa Komisyonu, bilim ve insanlık tarihinde çığır açabilecek fikirlerin hayata geçirilmesi amacıyla 2 önemli projeyi destekleme kararı aldı. Bunlardan ilki insan beyninin şifrelerinin çözülerek elde edilecek bilgilerin bilişim alanında kullanılacağı “İnsan Beyni Projesi”, diğeri ise 2010 Nobel Fizik Ödüllü ve gelecekte birçok alanda kullanılacak olan “Grafen Projesi”. Avrupa Komisyonu, AB 7. Çerçeve Programı ICT (Bilgi ve İletişim Teknolojileri) alanı kapsamında her iki projeyi de “Geleceğin Yükselen Teknolojisi (FET Flagship)” projeleri olarak seçti. 10 yıl boyunca desteklenecek çalışmalara 1’er milyar Avroluk destek verilecek. Dünyanın en büyük deney ortamının oluşturulacağı projelerde 15 AB üye ülkesi ile Amerika, Kanada, Çin ve Japonya’dan 200 araştırma enstitüsü yer alıyor.


İnsan beyninin mekanizması bilişim alanında kullanılacak

Geleceğin teknolojisi olarak gösterilen İnsan Beyni Projesi’nde insan beyninin bilinmeyenleri çözülecek ve elde edilen bilgiler tıp ve bilişim alanlarında kullanılacak. Dünyanın en büyük deney ortamının oluşturulacağı projenin merkezinde Bilişim ve Bilgi işleme Teknolojileri (BİT) yatıyor. Projeyle geliştirilecek nöro-bilişim, beyin simülasyonu ve süper bilgisayar uygulamaları için BİT platformları, dünyanın her yerinde üretilen nörobilim verilerinin toplanmasını, birleştirici modeller ve simülatörler üzerinde bütünleştirilmesini, biyolojiden elde edilen verilerle karşılaştırılarak kontrolünü ve bilim dünyasına açılmasını kapsıyor. Projenin Türkiye yürütücüsü Sabancı Üniversitesi olacak.

Yakın gelecekte bilinmeyen pek çok bilgi gün ışığına çıkacak. Her iki kıtada farklı beyin araştırmaları desteklense de önümüzdeki yıllarda sinirbilimciler bu büyük yatırımlar ile öyle görünüyor ki milyarlarca sinirin, trilyonlarca bağlantının nasıl çalıştığını ve bunu soncunda nasıl aşık olduğumuzu, nasıl bir matematik teoremini çözdüğümüzü ve efsane olmuş şiirleri,romanları nasıl kaleme aldığımızı anlamayı umuyorlar.

Tabiki böyle bir çalışmanın neticelenmesi ve ileriye yönelik adımlar atılabilmesi nanoteknoloji, gen teknolojileri ve optik teknolojilerinden azami ölçüde yararlanmaktan geçiyor. Belki de bu sayede milyarlarca sinir arasındaki akım geçişinin haritalanması yapılarak önemli sırlar çözülebilir. Northwestern Üniversitesi’nden sinirbilimci Dr. Kording beyindeki bu muazzam bilgi işlenmesini şöyle değerlendiriyor:


“Şunu bir düşünün; Hubble Uzay Teleskopu’nun tüm ömrü boyunca üretebildiği bilgi; İnsan beyninin sadece 30 saniyede ürettiği bilgi kadardır.”

Kaynak: http://www.sciencedaily.com/releases/2014/03/140313123235.htm

17 Nisan 2014 Perşembe

Amentümüz ( hedefe giden yolda her şey mübahmı? )



Yahudi ve Hıristiyanlarla Amentümüz birmiş(miş…)

    Sayın Kemal Özer beyin ciddi tespitlerinden birini sizlerle paylaşmak istedim..
      Gizemli teşkilatlanmanın hedefe giden yolda her şeyi mübah göstermeye çalışmasına apaçık bir örnekte Sayın ÖZER den gelmiş.
         Ercan TEZCAN
Âmentü, Kur’an-ı Kerim’de üç kez tekrarlanan ve İslâm dininin iman esaslarını ifade eden bir kavram.
Hz Peygamber (s.a.v.), ‘Cibril Hadisi’ olarak bilinen meşhur Hadis-i Şeriflerinde imanın esaslarını "(1) Allah'a, (2) meleklerine, (3) kitaplarına, (4) peygamberlerine, (5) ahiret gününe, (6) Kadere yani hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmandır" şeklinde sıralıyor.

Bir kişi bunlardan herhangi birine inanmasa, o iman muteber değildir. Buna karşın, Gülen Hareketi’nin mensubu bazı kimseler zorlama teviller yaparak, Allah’a ortaklar isnat eden Yahudi ve Hıristiyanlarla, Müslümanları aynı âmentüde birleştirmek gayretindeler.

ZAMAN YAZARI: “EHL-İ KİTAPLA AMENTÜDE İTTİFAKIMIZ VAR”

Zaman gazetesi yazarı Ahmet Şahin, 17 Nisan 2000 tarihinde “Ehl-i kitapla amentüde ittifakımız var!” başlıklı bir yazı kaleme alır ve şöyle der:

“…Dikkatlice bakıldığında görülecektir ki, ehl-i kitapla temel noktalarda birlikteyiz. Daha meşhur ifadesiyle amentüde ittifakımız vardır.

Çünkü Allah'ın gönderdiği kitapların hemen hepsinde tekrarlanan amentüdür: Allah birdir. Peygamberler haktır. Melekler vardır. Kitaplar gönderilmiştir. Ahiret vardır. Ölen insanlar bir gün dirilecek, yaptıkları iyiliklerin mükâfatını, kötülüklerin de mücazatını göreceklerdir.

Bu temel noktalar bir amentüden başkası değildir ve biz ehl-i kitapla bu amentüde müttefikiz. Garip olan şudur ki ittifak ettiğimiz amentüyü öne geçirmiyor da ihtilaf ettiğimiz teferruatı ileri sürüp mutlak küfre karşı dayanışmamıza engel olarak görüyoruz. Halbuki temelde ittifak varken teferruattaki ihtilaflara takılıp kalmak makul değildir. Burada Kur'an'ın bir ayetini hatırlamak yerinde olsa gerektir: (Mealen.)
- Ey ehl-i kitap! Geliniz ittifak ettiğiniz amentüde buluşunuz.”


Noktası virgülüne, harfi harfine böyle diyor. Merak eden linkini tıklayıp okuyabilir.

Söz konusu yazısındaki çelişkilere değinmeden önce, yazarın dostları Yahudi ve Hıristiyanların amentülerine göz atalım.

YAHUDİLERİN AMENTÜSÜ

“Tanrı vardır, birdir, hâkim-i mutlaktır, âlem yaratılmıştır ve tektir” şeklindeki Yahudilerin âmentüsünü, miladi birinci asırda yaşamış olan Filozof Philon’un derlemiş.

Günümüz Yahudi kaynaklarında Maimonides ya da Rambam olarak adlandırılan Musa b. Meymûn tarafından 12. asırda ortaya konulan âmentüleri şu 13 esastan oluşuyor:

“Tanrı vardır, Tanrı tek ve eşsizdir, Tanrı'nın bedeni yoktur, Tanrı ebedidir, dua edilecek tek merci Tanrı'dır, peygamberlerin bütün sözleri doğrudur, Musa'nın kehanetleri doğrudur ve Musa en büyük peygamberdir, yazılı ve sözlü Tevrat (Talmud) Tanrı tarafından Musa'ya verilmiştir, ondan başka kitap olmayacaktır, Tanrı insanların düşüncelerini ve eylemlerini bilir, Tanrı iyileri ödüllendirip kötüleri cezalandıracaktır, Mesih gelecektir, ölüler uyanacaktır.”

Bugün her ikisinden birini esas alan farklı Yahudi grupları mevcut.

HIRİSTİYANLARIN AMENTÜSÜ

Roma’da, “Havârilerin iman esasları” şeklinde tespit edilen, yine 13 maddelik Hıristiyan âmentüsü ise; “Baba Tanrı’ya, O’nun biricik oğlu İsa’ya; Rûhu’l-Kudüs’ten gebe kalınana; ve bâkire Meryem’den doğana; O’nun Pontus Pilatus’tan zulüm gördüğüne, çarmıha gerildiğine, öldüğüne, gömüldüğüne, cehennemlere indiğine, üçüncü gün tekrar canlandığına, göklere çıkıp, kaadir olan baba Tanrı’nın sağına oturduğuna, oradan gelip ölüleri dirileri hesaba çekeceğine; Rûhu’l-Kudüs’e, mukaddes kiliseye; azizlerin cemaatine; günahların affedileceğine, vücudun tekrar canlanacağına ve ebedî hayata inanırım” şeklindedir.

ONLAR İSLAMI, KUR’AN-I VE Hz MUHAMMED (A.S.)’I REDDEDERLER

Gerçekte Yahudilik ve Hıristiyanlık diye bir din yok. Bu isimler daha sonra kendilerince uydurulmuş adlar.

Hz Âdem (a.s.)’dan Hz Muhammed (s.a.v.)’e kadar tüm peygamberlerin getirdiği din, İslam’dır.

Hz Muhammed’e kadarki tüm vahiy, mensuplarınca zamanla tahrif edilmiş, her tahriften sonra Allah (c.c.) vahyini yeniler. Kur’an-ı Kerim ise dinin son kez gönderilmiş hali olup, kıyamete dek Allah (c.c.)’ın koruması altında.

Yahudi ve Hıristiyanlar yeryüzünde tek bir Müslüman dahi koymasalar, Kur’an-ı ve hükümlerini asla ortadan kaldırmaya güç yetiremezler.

Tahrif edilmiş ve İslam’ın gelmesiyle geçerliliği tümüyle yok olmuş olan, Yahudilik ve Hıristiyanlıkta; diğer kitaplara, meleklere ve kadere iman yer almaz. Ayrıca Hıristiyanlar, İsa (a.s.)’ın Tanrının oğlu dolayısıyla Tanrı olduğuna, Hz Meryem’inde ilah olduğuna iman ederler.

Yahudiler ise benzer bir şekilde, Üzeyir (a.s.)'ın Tanrının oğlu olduğunu iddia ederler.

GÜYA HZ YAKUP ALLAH’LA GÜREŞ YAPIP YENMİŞMİŞ…

Tahrif edilmiş Tevrat’ta“Tanrı Hz. Yakup ile güreşir, Yakup O’nu yener…” (Tekvin 32/22-32) şeklinde yer alan saçmalığa inanır, güya inandıkları Tanrılarıyla alay ederler.

Diğer taraftan, tirajı komik bir aptallık olsa da, bir Hıristiyan her türlü günahı işler, ‘ilah’ rolü verilen papazlar, para karşılığı güya günahları affederler.

Bütün Müslümanlar tüm peygamberlere iman etmekle mükellef iken, Yahudiler, İsa (a.s.) ve Hz Muhammed (s.a.v) ve onların getirdiklerini kabul etmezler. Hıristiyanlar ise, Hz Muhammed (s.a.v) ve O’na vahyolunan Kur’an ve dinî asla kabul etmezler.

Zaman yazarı bu yazısını, dindarlarla kurmaktan imtina ettikleri diyalog yerine, müşrik Yahudi ve Hıristiyanlarla giriştikleri sözde diyaloga yönelecek itirazlara ket vurmak için kaleme almış olsa gerek.

AYETTE BİLE BEKTAŞİLİK

“Rasulüm de ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin.” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz Müslümanlarız.” (Alî İmran Suresi’nin 64. Ayet-i Kerime - Diyanet’in meali)

Ayetin tümünü yayınlamış olsa kendi tezi çürüyecek. Bunu bilen eski Diyanet çalışanı Ahmet Şahin yazısında ‘Bektaşilik’ yapıp, Ayet-i Kerimenin tümünü değil, sadece işine gelen ilk cümlesini farklı bir anlatımla yayınlamış.

Ayrıca bu Ayet inince, yaşanan hadiseyi ve ‘ehli kitap’ denilen kitlenin ‘şirk ehli’ olduğu yönündeki Hadis-i Şerif’i bildiği halde hiç değinmiyor.

Amentünün ortak olduğunu iddia ederek, Hıristiyanların ve Yahudilerin, Allah’a oğul isnatları ile İslam’ın inanç sistemini bir tutuyor.

Sanki Yahudi ve Hıristiyanlar; İslam’ı, Hz Muhammed (s.a.v.) peygamberliğini, Kur’an-ı Kerim’i kabul ediyor, kaza ve kadere inanmıyormuş gibi takdim ediyor.

Yazık çok yazık!

Herkes bilsin, İslam bu tür zorlama yorumlardan beridir. Bu tür şaşkınlıklar sadece kişileri bağlar. Muhakkak ki en iyisini bilen Allah’tır.

“De ki: O Allah birdir. Bütün varlıklar O'na muhtaç, fakat O hiç bir şeye muhtaç değildir. O doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey O'nun dengi/benzeri değildir” (İhlâs Suresi)

Akledebilenlere selam olsun!
KAYNAK: KEMAL ÖZER...


9 Nisan 2014 Çarşamba

Rothschild kazandı

Rothschild kazandı

Rothschild kazandı

Malezya Havayolları'nın düşen uçağıyla ilgili ilginç teoriler üretilmeye devam ediyor. Olaydan baronların baronu Jacob Rothschild'in sorumlu olduğu, yine kazançlı çıktığı konuşuluyor. İddiaya göre; uçaktaki Peidong Wang, Zhijun Chen, Zhihong Cheng ve Li Ying isimli yolcular, Jacob Rothschild'e ait yarı iletken işi yapan, Freescale Semiconductor firmasının patent ortakları. Sözleşmeye göre söz konusu patentte, 4 araştırmacı ile Freescale firmasının eşit payı var. Ortaklarından biri ölürse, hakları diğer ortaklara geçiyor. 5 ortaktan 4'ü öldüğüne göre, tüm patent Freescale'in olacak. Freescale, 4 milyar dolar cirosu olan gizli bir dev.

KAYNAK:   Mevlüt YÜKSEL