HÜRRİYET

7 Aralık 2014 Pazar

Amaç Gerçekten Osmanlıca Mı Yoksa Arkası Karanlık Bir Gelecekmi?

Amaç Gerçekten Osmanlıca Mı Yoksa Arkası Karanlık Bir Gelecekmi?
Osmanlıca’yı okullarımızda mecburi ders olarak kabullenmek acaba ecdadımızın lisanını öğrenmek amacımı taşır yoksa arap alfabesini eğitimin içine katıp bir Mustafa Kemal Atatürk devrimini daha ortadan kaldırmayımı kabullenmektir.
Osmanlıca dediğimiz lisanın bizim asıl ecdadımızın lisanı olmadığını Farsça Arapça VB dillerden etkilenmiş bir lisanın sadece Mezar taşları lahitler vb tarihi simgelerin rahat okunabilmesi için öğretime katılması isteniyorsa neden seçmeli ders olarak düşünülmüyor.?

En çok Arapça ve Farsçadan etkilenmiş ollan bu dili öğrenmek için ilk önce Arab alfabesini öğrenmek gerekli değilmi?.İşte burada soru işaretleri ve samimiyetsizlik tekrar öne çıkıyor.
Arkadaşım Üniversitelerin Sanat Tarihi , Türk Dili Ve Edebiyatı gibi bir çokj (FEN EDEBİYAT FAK.) Fakültelerinde okuyan çocuklarımız zaten zorunlu ders olarak gördükleri osmanlıca ile istediğiniz mezar taşını ve tarihi eseri sizler için okuyabilirler.. Tabiiki sizin samimi isteğiniz gerçekten buysa.
Onlarca ülkede anadil olarak konuşulan Türkçe’mizin varyasyonlarını incelemeden , Dünya tarihinin en eski dillerinden biri olan İspanyolca dan bir kelime bile anlamazken başta İsrailinde çok iyi bildiği Arap alfabesini yeni nesile ne amaçla zorunlu kılmış olduğunuzu anlamış değilim.Fakat şimdi daha iyi anlıyorumki Mustafa Kemal Kuranı Kerimi Türkçeye meal olarak çevirtmeye çalışırken Sayın Cumhurbaşkanı adayımız Ekmelettin beyin babaları Müderris İhsan ve Mehmet Akif neden ülkeyi terk etmek zorunda kalmışlar.
Arkadaşlar bu gün bir orjinal kopyası bile kalmamış olan inciliin tüm dünya dillerinde çevrilmiş kopyaları varken ben Allahın ”ikra” (oku) diyerek insanoğluna(sadece müslümanlara değil tüm yaşayan insanoğluna ithafen) hitap etiiği kutsal kitabımı kendi dilimde okuyarak anlama özgürlüğüne sahibim.
Siz iktidar olarak bana kendi dinimi öğrenmek için yeni bir dil öğrenmemi zorunlu koşamazsınız….Bu gün milyonlarca vatandaşımız kutsal kitaplarını kendi dillerinde okuyabilselerdi esasları sizin zihniyetinizdeki kafalardan öğrenmek zorunda kalmayacak dolayısı ile Allah korkusu ile yaşayan çalıp çırpmayan başkarının malına canına ve ırzına tecavüzden Allah korkusu ile uzak durmaya çalışacak bir nesil yetişmiş olacaktı.
Kısacası samimi bulmadığım bu kararı eleştirmek istedim ve bu kararın devamının arap alfabesinin tedrisata sokularak bir devrimin daha gölgelenmek istendiğini hissettiğimdir.
Ercan TEZCAN……07,12,2014

4 Aralık 2014 Perşembe

Yeraltı Karargâhı



 Yeni Dünya Düzeni’nin Yeraltı Karargâhı:
 Denver Uluslararası Havaalanı



Yeni Dünya Düzeni’nin Yeraltı Karargâhı: Denver Uluslararası Havaalanı

9 Eylül saldırılarından beri hava yolunu kullanan herkes, havaalanlarının yolcuların büyükbaş hayvan sürüsü yerine konduğu, Baalzebub’un şeytânî ahırları olduğunu bilir. Bu dev binaları milyonlarca dolar harcayıp sakinleştirici sanat eserleri, etkileyici tasarımlarla süsleyip perakende satış mağazaları ve fast-wood cennetleriyle doldurmaları yetmiyor. Uçak yolculuğu, artık çok keyifsiz, havaalanları da uzak durulması gereken yerler…

Ancak bir havaalanı, burada bir sinsilik gören çok sayıda komplo teorisyeninin ilgisini çekti ve onların ilgisi, şampuan şişeleri, tirbuşonlar ve tırnak makasları yüzünden ayrıntılı aranmaktan bile beter.

Colorado, Denver’in eski Stapleton Havaalanı yetersiz kalınca, şehir ve ilçe yönetimi, büyük bir havaalanı inşaatı için plan yapmaya başladı. Şehrin 25 mil dışında, Manhattan’ın iki katı büyüklüğünde bir tesis inşa ettiler. Geleceği de düşünülerek inşa edilen havaalanı, ABD’nin en büyük, dünyanın üçüncü büyük havaalanıdır. Bu ölçüdeki her yapı gibi terminalin tasarımı ve dekorasyonuna büyük önem verildi. Benzersiz çatısı, Rocky Dağları’nın koni şeklindeki zirvelerini anımsatacak şekilde tasarlandı.

Endişeli kimselerin dikkatini ilk çeken şey, havaalanının içindeki sanat çalışmalarıydı. Arkasından başka suçlamalar yağmaya başladı. Bu iddialardan başlıcaları şöyleydi:
Şeytânî Sözcükler

Bazı komplo teorisyenleri, yerde yazan sözcüklerin satanist, masonik ya da Yeni Dünya Düzeni’nin gizli koduyla bağlantılı olduğunu ileri sürdü. “Cochetopa”, “Sisnaajini” ve şaşırtıcı “Dzit Di Gaii”. Sonradan bu sözcüklerin bazı coğrafi bölgelerin Navajo yerlilerinin dilindeki karşılıkları olduğu anlaşıldı. Kötücül göndermeler oldukları iddia edilen sözcüklerden “Kraaksma” ve “Villarreal”, havaalanının heykelleri ve resimlerini yapan sanatçılar Carolyn Braaksma ve Mark Villarreal’in soyadlarıydı.


Ürkütücü Duvar Resimleri

Sanattan pek anlamıyoruz; fakat bir güvercini süngüleyen gaz maskesi takmış bir askerin resmini kısa süre içinde en uzaktaki uçuş kapısına yetiştirmeye çalışırken, ruhumuzu hafifletecek türden bir resim olmadığını biliyoruz. Diğer tuhaf resimler arasında tabutlar arasında bir Navajo kadını, ölü bir Yahudi kadın ve ölü bir Afrikalı-Amerikalı kadını sayabiliriz. Sanatçı Leo Tanguma, resimlerini yaparken nelerden ilham aldığını anlattı ve bunları barış ve kardeşliğin galip geldiği şiddet ve trajedi sahneleri olarak nitelendirdi.
Masonlar ve Yeni Dünya Düzeni

Havaalanındaki tuhaf plakalarından biri, masonların kare ve pusulalarını taşımasının yanında, Colorado’daki iki büyük mason locasının katlarını anlatır. Bunların hepsi, havaalanının açılışı sırasında mühürlenen bir zaman kapsülündedir. Bazıları, bunun amacı bilinmeyen fütürist bir “tuş takımı” olduğunu söylerken, “Yeni Dünya Havaalanı Komisyonu” adlı bir organizasyonun simgeleri, onlar için daha da ürkütücüdür.

Denver havaalanı yetkililerinin açıklamasına göre Yeni Dünya Havaalanı Komisyonu, tesisin açılış törenlerinin organizasyonunu yapan bir grup yerel şirketin ortak adıydı ve bu adı seçmelerinin nedeni, Denver’de “yeni dünya çapında” bir havaalanı yaratmanın amaçlanmasıydı. Masonlar, havaalanı projesinin son taşının yerleştirilmesi törenine katılmışlardı. Bu, beklenmedik bir şey değildi. Masonlar, neredeyse 200 yıldır kamu binaları için temel ve köşe taşları dikiyor, kamu binalarına nişan taşları bırakıyorlardı. Diğer yandan insanların son zamanlarda her yerde karşılaştığımız yeni Feng Shui yani “mekan temizleme” modası hakkında homurdandığını duymuyoruz.
Masonik Büyük Salon

Bir başka iddia da, terminalin büyük bölümünün “Büyük Salon” adını taşıması ve bunun da mason localarında bulunan bir odanın adı olduğudur. Dünya üzerinde toplantı odaları ya da yemek odalarına “Büyük Salon” denen masonik binalar vardır. Fakat masonik binaların çoğunda bu adı taşıyan bir bina olduğu doğru değildir. Chinon’dan Disneyland’a, şatolarda daha fazla büyük salon var.
Nazi Pistleri

Günümüzde modern havaalanlarının çoğu, pratik iki yönlü paralel uçak pistlerini tercih ediyorlar. Denver’de durum böyle değil. Yukarıdan bakınca, pistlerin terminal binasından diklemesine çıktığını ve gerçekten de bir “Svastika”yı andırdığını söylemek mümkün. Komplo teorisyenleri, bunun, Yeni Dünya Düzeni’nin totaliter gücünü gizlice sergileyen faşist bir mesaj ya da eski Germanik güç ürününün kopyası olduğunu iddia ediyorlar.
Gizli Yeraltı Karargâhı

Denver Havaalanı hakkında en sık yinelenen suçlamalardan biri, devasa ve gizli bir yer altı askeri karargâhının üzerine inşa edilmiş olduğu iddiasıdır. İnşaatın bütçesi 1,7 milyar dolar olacakken en sonunda 5,5 milyar dolara yaklaştı. Düz ve geniş bir alana inşa edildi. Fakat milyonlarca ton hafriyat yüzünden yeraltına devasa bir şey inşa edildiği söylentileri yayıldı.

Komplo teorisyenlerine göre havaalanının altında hükümete ya da Yeni Dünya Düzeni’ne veya her ikisine de ait çok katlı gizli bir karargâh var. Yazar Alex Christopher, havaalanının altındaki tünellerde çalıştığını iddia etti ve yeraltında tutuklular için geniş hapishaneler, mide bulandıran elektromanyetik güçler, içinden kamyon geçebilecek büyüklükte, siyasi tutsaklarla dolu dev açıklıklar olduğunu anlatmıştı…

Kaynak:http://gizliilimler.tr.gg/

3 Aralık 2014 Çarşamba

Hitler'in ardındaki Bektaşi


Hitler'in ardındaki Bektaşi


Yazar Aytunç Altındal'ın 9 yıl araştırarak yazdığı "Bilinmeyen Hitler" adlı kitabındaki belgeler, tarihteki karanlık ilişkilere ışık tutuyor.

Altındal'a göre Alman diktatör Adolf Hitler'i dünya siyaset sahnesine taşıyan gizli örgütün kurucusu Türk vatandaşı olmuş bir 'Bektaşi'ydi!


Milyonlarca insanın ölümünden sorumlu olan Alman diktatör Adolf Hitler'i dünya siyasetine sokan gizli örgütün başındaki kişinin bir Türk vatandaşı olduğu, araştırmacı yazar Aytunç Altındal'ın son kitabı "Bilinmeyen Hitler" ile ortaya çıktı. Bu gizli örgütün adı "Thule Gesellschaft"tı (Thule Cemiyeti) ve başındaki kişinin adı Baron Rudolf von Sebottendorff'tu. Bu örgütün ve Baron'un dünya tarihinde önemi ise führerini (başbuğ) arayan Almanya'nın başına özel olarak eğittikleri Adolf Hitler'i getirmeleriydi. Baron ise hem bir Türk vatandaşı hem de bir Bektaşiydi! Hayatı ve gerçek kimliği tamamen sis perdesi içinde olan Sebottendorff'un ölümünün de nasıl, nerede ve ne zaman olduğu bilinmiyor.

KARANLIK BİR KİŞİLİK
Peki kimdi bu Baron? Neden Türkiye'deydi? Burada ne tür faaliyetler yürüttü? Altındal, "Kitabın en can alıcı noktalarının başında bu sorularının cevabı geliyor" diyor ve ekliyor: "Bilinmeyen Hitler kitabı, birçok tarihçinin belirttiğinin aksine Hitler'in 'bir iş kazası' olmadığını, gizli bir örgüt tarafından dünya siyaset sahnesine nasıl sunulduğunu anlatıyor."

Baron Rudolf von Sebottendorff kitapta anlatılanlara göre gazete patronu, tanınmış bir astrolojist ve 'palmist'ti (el falcısı). Ayrıca kadınlara da düşkünlüğüyle biliniyordu. Türkiye'de casusluk faaliyetleri sürdüren Baron, 1917 Bolşevik İhtilali'nden kaçarak Münih ve İstanbul'a sığınan Rus mültecilerle ve soylularla ilişkiye girdi. Bunları Sovyet rejimine karşı örgütledi. Daha sonraki yıllarda ise anti-Bolşevik faaliyetlerini yine Türkiye'de sürdürdü. İstanbul'da kaldığı müddetçe bir Almanca-Türkçe sözlükte yazdı. Ayrıca Meksika'nın İstanbul fahri başkonsolusydu.

Baron'un yaşamı kadar ölümü de esrarengiz. Bir iddiaya göre savaş bittikten sonra 9 Mayıs 1945'te İstanbul Boğazı'na atlayarak (belki de atılarak) intihar etmişti. Diğer bir iddia ise 1934'teki kritik Bamberg toplantısından sonra Hitler tarafından öldürüldüğüydü.
Altındal ise her iki iddianın da gerçekleri yansıtmadığını söylüyor: "1956'da İsrail'in Mısır'ı işgal etmesinden 6 ay sonra Adana'ya üç Alman vatandaşının geldiği tespit edildi. Bu kişilerden birinin adı Rudolf Freiherr von Sebottendorff'tu. Sebottendorff, Türkiye'den ayrıldığında ise 82 yaşındaydı..."

BİZİM EMNİYET BİLİYORDU
Kitapta Baron Rudolf von Sebottendorff'un Türk Dış İşleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'ne dayandırılarak verilen belgeler de yer alıyor. İstanbul Valiliği tarafından 20 Aralık 1968 tarihli yazıda Hitler'i dünya siyasetine sokan örgütün kurucusu Baron Rudolf von Sebottendorff'un asıl adının Adam Alfred Rudolph Glauner olduğu belirtiliyor. 9 Kasım 1875'te Hoyerswerda'da doğan Sebottendorff, 1911'de Osmanlı-Türk vatandaşlığına geçiyor. 'Baron' ünvanını almış bir kişi. 1926-27 yıllarında İstanbul'un Meksika Fahri Başkonsolosluğunu da yapan Sebottendorff, İçişleri Bakanlığı'nın kayıtlarına göre 1945 yılında İstanbul Boğaz'ında muhtemel bir suikaste uğrayarak yaşamını yitiriyor.

ALMANYA'NIN PLANI
Aytunç Altındal'ın "Bilinmeyen Hitler" kitabıyla dünya kamuoyuna açıkladığı bir diğer gizli kalmış gerçek ise Almanlar'ın I. Dünya Savaşı'ndan 3 yıl önce, 1911 yılında planladıkları Osmanlı'yı yutma planı. Kitapta Almanlar'ın bu gizli planını gösteren bir de harita bulunuyor. Altındal bu haritanın önemini şu sözlerle açıklıyor: "Bu harita dünya kamuoyunun önüne ilk defa bu kitapla getiriliyor. Bu haritanın özelliği ise şu: 1911 yılında Alman Genelkurmay Başkanlığı gizli bir plan hazırlıyor. Gizli planda deniyor ki, 'Önümüzdeki 50 yıl içinde barışçı ya da savaşçı yollardan Osmanlı İmparatorluğu ve Fas'ı Alman İmparatorluğu topraklarına katacağız.' Bu plan uyarınca da Alman Genelkurmayı bir harita hazırlıyor. İşte o harita 'Bilinmeyen Hitler' kitabında yer alan haritadır.

Bu haritada, Anadolu dahil tüm Osmanlı toprakları ve Fas; gelecekteki Alman İmparatorluğu'nun toprakları içinde gösteriliyor. Ama çok ilginçtir, bu plandan iki yıl sonra Osmanlı İmparatorluğu, Almanlarla müttefik olarak I. Dünya Savaşına giriyor!"

Altındal bu kitabın benzeri diğer araştırmalarından ne farkı olduğu sorusunu ise şöyle yanıtlıyor: "Türkiye'de yayınlanan bu kitapla başta ABD'liler, Almanlar ve İsrailliler kendileriyle ilgili bazı bilgileri ilk kez bu kitaptan öğrenecek. Bu kitapta bazı yeni belgeler, bulgular ve bilgiler var. Fakat bu kitap yeni bir Nazizm tarihi değil. Kitapta Hitler'in 1933'e, yani iktidara getirildiği yıla kadar olan hayatından kesitler var. Ağırlıklı olarak Hitler'in ailesi ve bu ailenin geçmişi var."

ÖZEL EĞİTİM ALMIŞTI
9 yıllık bir araştırmanın ürünü olan kitapta Hitler'in hayatındaki bazı garipliklere de yer veriliyor. İşte onlardan sadece ikisi:

* "Askerlik tarihinde kabul edilen bir gerçek vardır. Süngü savaşına giren erler, en fazla 5 süngü savaşına girip sağ çıkabilir. Hitler ise 35'i süngü olmak üzere 42 savaşa girmiş; ancak bu savaşlardan sağ çıkmasını bilmiştir. Zaten Hitler, bu özelliği ile Alman gizli örgütünün dikkatini çekmiştir."

*"Adolf Hitler'in hayatına giren 6 kadın var. Bu kadınlardan 5'i 7 kez intihara teşebbüs etmiş ve 3'ü de ölmüştür."

A.ALTINDAL KİMDİR?
1944 İstanbul doğumlu. Bugüne kadar 15'i telif, 11'i çeviri 26 kitabı çıktı. Bugüne kadar 400'den fazla makalesi yurt içinde ve dışında yayınlandı. 1977'de Havass, 1980'de Süreç yayınlarını kurup Süreç dergisini çıkardı. Uğur Mumcu'nun 'Sakıncasız Piyade'sini sahneye koydu. "Üç İsa" adlı kitabı tüm dünyada yankılar uyandırdı. 1983'te İsviçre'de Moduls Vivendi yayınevini kurdu ve Isaac Newton'un bugüne kadar hiç bilinmeyen bir kitabını yayınladı. Bu kitapla Newton'un birçok bilinmeyen yönü gün yüzüne çıktı. 1989-90 yılları arasında Sovyetler Birliği'ne kültür danışmanlığı yaptı. Devlet Başkanı Gorbaçov'un isteğiyle ABD'nin en tanınmış ressamlarını Sovyetler Birliği'ne götürdü ve orada bir sergi açılmasını sağladı.

Bülent GÜNAL