HÜRRİYET

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Maden Ocağı Faciası ve Acı Mesajı

Maden Ocağı Faciası ve Acı Mesajı

Soma’daki maden ocağı faciasında, ocağı tütsün diye çalışırken, ocakları sönen işçilerimiz, millet olarak bizi üzüntüye boğdu.
maden ocağı
Her baretin altında ayrı hikaye. Baret başına karanlıklara gömülen ortalama en az 3-4 aile üyesi. Sağ çıkartılan, yaşadığına sevinemeden o can pazarında yiten canların acısıyla yüreği ezilen kömür ocağı gazileri.
Hele bir tane işçimiz vardı ki hani can pazarından henüz çıkmışken, ambulansın sedyesi kirlenmesin diye çizmelerini çıkarmaya çalışan işçimiz. Beni nasıl etkiledi kelimelerle anlatmam mümkün değil.
‘Bizim insanlığımız kirlenmiş be cefakar emekçim. Sen o tertemiz onurunla, ölümle burun buruna  çalışıyorsun da  benim ülkemin kirlerini temizliyorsun haberin var mı? Evine götürdüğün her kuruş helal’ dedim yüksek sesle televizyonun karşısında.
İlahi sistemde hiçbir tesadüfe yer yoktur. Bireysel olarak da toplumsal olarak da yaşanan ne varsa mesaj içeriklidir. Ölenler de kurban değildir. Kurban gibi görünseler de aslında ayyuka çıkmış düzen bozukluklarını ortaya çıkartmak için canlarını feda etmeye başka bir boyutta gönüllü olmuş asil ruhlardır.
Ten fanidir can ölmez
Çün gitti geri gelmez
Ölürse tenler ölür
Canlar ölesi değil
.
Yunus EMRE
1999 Depremi’ni hatırlarsınız demeyeceğim. Çünkü unutmak mümkün değil. Onca yiten canın yaktığı ışıkta  inşaat sektöründeki usulsüzlükler bir bir ortaya dökülmüştü. Sonrasında bir çok önlem alınarak, bu önlemler kanunlaştırıldı. Ne kadar başarılabildiği de tartışılır gerçi. Fakat bu eksiklikler ve usulsüzlükler öncesinde bu kadar göze ve akla uzak mıydı ki fark edilmedi. Ya da neden görmezden gelindi birçok şey? aklım almıyor. ‘Amaan sende boş ver’ anlayışının bedeli binlerce evde acı ve gözyaşı oldu yazık ki.
Soma maden ocağı olayında ihmal var mı zaman içerisinde, yetkilerin açıklamalarını takip ederek  anlayacağız. Hayatında hiç maden ocağı görmemiş, bu işin olurunu olmazını bilmeyen bir vatandaş olarak, mantık süzgecinde ilk tahlilde anlam veremediğim bir çok şey var. Bunları düşünebilmek için çok zeki ve uygulamak için çok zengin olmaya gerek yok. Ama vicdanlı ve adil olmaya gerek var. Neler mi bunlar? Örneğin;
  • Maden ocakları 1. Dereceden risk faktörü içeren çalışma alanları olduğuna göre, güvenlik önlemlerinin maksimum seviyede olması gerekmez mi?
  • İşçilerin olası tehlikelere karşı bilinçlendirilmesi, sıkça demo tatbikatlar yapılması, can kaybını azaltmak için acil çıkış düzenlemesinin yapılması ve ilk yardım yollarının mutlaka açılması gerekmez mi?
  • İşçilerin ellerindeki teçhizatın onların güvenliğini maksimum şekilde sağlayacak, günün teknolojisine göre en iyi teçhizatlar olması gerekmez mi?
  • Riskli işlerde çalışan işçilerin yıpranma payları çok fazla olduğu için, maaşlarının, sigorta primlerinin ve emeklilik koşullarının ona göre ayrı ve adil düzenlenmesi gerekmez mi?
Soma maden ocağı işçilerinin,
* Kıdem tazminatı ödememek için çıkartılan işçilerden sonra yaş ortalamasının 30 civarında olduğunu; Yani emeğe vefanın boyutlarını ve ülkemizdeki gençlerin çaresizliğini,
* Risk faktörünün büyüklüğüne rağmen maden işçilerinin 900 TL karşılığı çalıştıklarını,
* Ellerindeki oksijen maskelerinin oksijensiz ortamda sadece 45 dakika idare ettiğini ve
* Onca zamana rağmen hala ölü ya da diri ulaşılamayan birçok işçi olduğunu düşünürsek…
Yorumu size bırakıyorum.
yas2Soma’daki maden ocağı faciası ile ilgili haberlere ‘içimiz kaldırmıyor’ diyerek gözlerimizi kapatmayalım. Orada yaşanan acıyı görelim ki daha çok hissedelim.
Ölen işçi yakınlarının feryatlarına, umutla bekleyenlerin endişesine, dualarına, yakarışlarına kulaklarımızı tıkamayalım. Duyalım ki bu facianın mesajını duysun yüreklerimiz. Bir daha benzer acılar yaşanmasın diye yükselsin milli sinerjimiz.
Ellerinin karası, alnının akıyla son emanetini ekmek teknesine bırakan işçilerimize Allah’tan rahmet ve yakınlarına sabır diliyorum.
Tüm milletimizin başı sağ olsun!
 Yazar: Özgül Süsler
Kaynak:İndigo Degisi

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Mezarlıkta Anneler Günü

Mezarlıkta Anneler Günü 

Soğuk ve ürkütücüdür mezarlıklar çoğu insana göre. Ama ben ne zaman gitsem dünyada bulamadığım huzur o beyaz taşlardan eser yüreğime. Yalandan gerçeğe geçiştir mezarlık kapısı. Zaman ve mekandan arınmış sonsuz ruhların 2 metrekarelik temsili mekanları…

anneler-günü
Merhaba!
Ölümü hatırlamaya geldim. Huzurunuzun esintisinden bir parça almaya geldim. Bin bir renkli rüyalardan uyanıp,  tüm renklerin birleştiği beyazların boyutunda birlendiniz. Selam  olsun!
Kim bilir ne hayatlar yaşandı bu mezar taşlarının sahiplerince. Kimi yaşını almış,  görmüş geçirmiş. Kimi hayatının baharında ve kimisi henüz çocuk masumiyetinde bir ruhken dünya sahnesindeki rolünü tamamlamış. Bu toprağa bırakmış son emanetini. Çiçek olmuş toprağının üstünde “Hayat oyunu devam ediyor. Siz  yönetmeni ve oyuncusu olduğunuz  rüyanıza devam edin. Bizim perdemiz kapandı. Rüyamız bitti. Gerçeğe uyandık. Çiçek açtık” dercesine…
Bugün anneler günü! Seni temsilen geldiğim mezarının başındayım.
Biliyorum orada, karanlıkta, soğukta, daracık yerde değilsin. Mekanın yok senin artık. Her yerdesin. Nereden el açıp dua etsem senin için. Benimlesin..
Hani toprak bu dünyanın hafızasıdır ya, işte ondan dolayı toprağa sinmiştir belki kokun. Anne kokusunu özlediğim için geldim. Kendim için yani. Biliyorum sen beni beklemezsin artık. Çünkü dünyevi tüm beklentileri terk ettin. Zaten senin olduğun yerlerde ayrılık yok ki ne güzel. Senin anne kimliğinde yok artık biliyorum. Tüm çocuklara anne olacak bir sevgiyle buluştun oralarda. Aşk oldun.
Ben küçük bir çocuğun koşulsuz sevgiyi bulduğu ilk adreste arıyorum şimdi o sevgi kaynağını. Her dünyalı gibi her şeyi somutlaştırma çabamın sonucu bu mezar taşıyla sen diye konuşmam. Oysa ki her yerdesin biliyorum.
Yaradan annelerin çocuklarına karşı koşulsuz sevgisiyle göz kırpar dünyaya. Sen de benim hayran olduğum göz kırpışımsın. Ana kaynağın küçük bir örneğisin. Sevgi pınarımsın benim. Sen okyanusa döküldün ama miras bıraktığın sevgi pınarın benim içimde hala akıyor. Ve pınar içinde pınar oluyor o sevgi hiç koklayamadığın torunlarına.
Ölümlere üzülmüyorum artık ben. Ölülerden ürkmüyorum. ‘Vah yazık’ demiyorum gidenlerin ardından. Bu dünyada bir zerreyken, sonsuzluğa taşmış, sınırları kaldırmış insanlara neden yazık olsun?
Ölenlerin arkasından ağlayışımızın nedeni, donmuş yüreklerimizi temsil eden ölümün soğuk yüzünün arkasında, yuvanın sıcağını hissedişimiz ve yuvaya hasretimiz mi acaba? Bu dünyada tutunduğumuz ne varsa, bir gün bırakacağımız gerçeğiyle yüzleştirdiği için acıdır ölüm belki bu kadar ya da egomuzun yok olacağını hatırlayıp çırpınmasıdır göz yaşlarımız, isyanımız ne dersiniz?
Her anne hayattayken tohumlar eker rahminde yetiştirdiği toprağına. Bahçesidir evlatları  anne için. Büyütür ve büyür bahçesinde koşulsuz sevgisiyle koşulsuzca. Anne dünya sahnesinden çekilince, ilahi toprak var oldukça , bahçeler bahçıvansız da var olur. Ama sadece bahçıvanın ektiği tohumlar yeşerir o  bahçelerde,  yabani otlara inat. Ve o bahçeler bahçıvanlarının emeğini hep hatırlar. Her anneler gününde çiçek açar.
Başta sevgili anneciğimin, ikinci annem sevgili babaanneciğimin ve  sonsuzluğa göç etmiş tüm annelerin anneler gününü kutluyor ve sonsuzluklarından öpüyorum.
En büyük sınavlardan biriyle muhatap olmuş, evlatlarını kaybetmiş annelerin anneler gününü kutluyorum ve tüm evlatlar adına asil ruhlarından öpüyorum.
Ve bu dünyaya acı bir çığlık eşliğinde mutluluk doğurmuş tüm annelerin anneler gününü kutluyorum. Anneliklerinden öpüyorum.
Sevgiyle kalın.
Yazar: Özgül Süsle
Kaynak: İndigo Dergisi

Empati Günü Anneler Günü



Empati Günü Anneler Günü

Yıllardır her anneler gününü aynı fikir ve duyarlılıkla kutlamaya özen gösteririm. Aldığım çiçekler, planladığım tüm etkinlikler tamamen ben, ailem ve annem arasında kalan, güzel bir anı olacak nitelikle nüanslardır.

huzunlu-anne
Bu yıl özellikle Türk televizyonlarının anneler gününü tam bir pazar haline dönüştürmesini izlerken, sinir kat sayılarım bir hayli artış gösteriyor. Zaten ağlamaya yüz tutmuş gözlerimizin aptal reklamlarla taçlanmasına hiç gerek yok. Bir bakın, düşünün demeye dilim varmıyor ama anneniz ve diğer anneler için hadi biraz düşünün.

Kapitalizm bu kadar mı esir aldı bizleri?Annelerimizi bu kadar mı kapitalizmin esiri ettik?

Örneklerle yola çıkacağım. Facebook arkadaşlarımın toplam sayısı 721 kişi. Son zamanlarda annesini kaybeden 2 arkadaşım var. Bu onların ilk annesiz anneler günü. 1 arkadaşım 7.haftasında düşük yaptı geçtiğimiz gün, umutla annelik hormonları salgılanırken bu kötü olay onu bugünden mahrum bıraktı. Bugün onun hatırlayacağı en acı gün. 20 küsür arkadaşım annesiz büyüdü. Belki de anneler günü hediyesi nedir hiç anlamadılar. Keza, onlara anne hediyeydi ama hiç olmadı maalesef. Belki de kimisinin annesi babası tarafından katledildi, gözlerinin önünde.
Pazar gibi değil mi? Seç, beğen, al…
İşte bu yüzden siz anneler çocuklarınıza empatiyi öğretmelisiniz. İşte bu yüzden siz anneler, çocuklarınız sizden ne görürse onu yapıyor. İşte bu yüzden siz anneler, lütfen elinizi bugün taşın altına koyun. Onlara anneler günün sadece bugünden ibaret olmadığını öğretin. Onları hiç istismar etmediğinizi hatta gözünüzden bir an bile sakınmadığınızı anlatın. Bu hem onlara hemde yetiştikleri zaman siz annelere kocaman bir hediye olarak geri dönecektir.
Empati kurmayı öğretin. Bugün annesi hayatta olmayan yada anne olamayan, annesiyle kocaman sıkıntıları olan insanları onlara gösterin. Gösterin ki bu pazara ortak bireyler yetiştirmeyin.
İşte bu yüzden anneler ve çocuklar bugünü güzelce, mütevazi bir şekilde yaşayalım. Asıl hediyenin biz çocuklar olduğunu, sevginin en büyük miras olduğunu onlara gösterelim.
Merak ediyorsanız ayrıca belirteyim; annem hayatta ve bağlarımız çok kuvvetli. Henüz anneler gününü kutlamadım. Yaşadığımız yerler arasında yaklaşık 1000 kilometre var. Benden uzak ve eminim bana ihtiyacı var, işte sırf bu yüzden bile; lütfen empati kurun.
Anneler; gününüz çocuklarınızı güzel yetiştirdiğinize inandığınız her gün kadar güzel olsun.
Kutlu olsun.
kaynak:indigo dergisi
yazar: Mehmet Terzi